24 Temmuz 2024 Çarşamba

Gülüm: Tasarı, erkek egemenliğini beslemeyi hedefliyor

Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın iktidarın kadına yönelik her türlü suçlara karşı "imaj" tazelemek için hazırlandığını kaydeden HDP Milletvekili Züleyha Gülüm, tasarıyı ETHA'ya değerlendirdi.

Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Meclis Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. Meclis Genel Kurulu'nda görüşülecek. Kadına yönelik şiddeti engelleyeceği iddiasıyla hazırlanan tasarı tamamıyla iktidarın adeta "imajı düzeltmek" için düzenlediği bir yasa.

Tasarının en çok dikkat çeken "Pişmanlık indirimi" ve "Israrlı takip" maddeleri. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, tasarının başlı başına kadına yönelik her türlü suçlarda erkeği aklayan bir yerde durduğunun altını çizdi.

ETHA'nın sorularını yanıtlayan Gülüm, iktidarın erkek egemenliğini beslemeye ve kadın kazanımlarına yönelik saldırılarına devam ettiğinin altını çizdi.

Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı iktidar tarafından kadına yönelik her türlü şiddetin önleneceği iddiasıyla "müjde" olarak sunuldu. Tasarıyı değerlendirebilir misiniz?
İktidar sürekli torba yasalarla karşımıza çıkıyor. Her ne kadar kamuoyunda kadına yönelik şiddetle ilgili bir yasa gibi gözükse de içinde başka düzenlemelerinde olduğu bir yasa önerisi komisyondan geçti. Öncelikle bu torba yasa zihniyeti kabul edilebilir değil. Her yasanın ayrı düzenlenmesi gerekiyor.

'GÖZ BOYAMADAN İBARET'
Bu yasa her ne kadar AKP iktidarı tarafından kadına yönelik şiddeti engelleyici bir havayla getirilse de toplamına baktığımızda buna dair bir düzenleme olmadığını; göz boyamadan ibaret olduğunu net olarak görüyoruz. Zaten İstanbul Sözleşmesi'nden geri çekilmiş, 6284 yasılı yasanın fiilen uygulanmasını engelleyen, bu yönde talimat veren, yargıya bilgilendirme yapan bir iktidarın kadına yönelik şiddeti önleme gibi derdi olmadığını hepimiz yakından biliyoruz. Yoksa İstanbul Sözleşmesi'nden neden çekildi, neden nafaka hakkımız elimizden alınmaya çalışılıyor, neden kazanılmış diğer haklarımıza yasal düzenlemeler geri çekilerek oynamalar yapılıyor ya da yasal düzenleme olmasa bile fiili olarak erkek yargı daha da güçlenebiliyor, erkek egemenliği daha da güçlendiriliyor, 8 Martlar neden yasaklanıyor, kadın özgürlük mücadelesini yürütenler neden gözaltılarla/tutuklamalarla karşı karşıya, eşbaşkanlık sistemimize neden saldırılıyor, kadın kurumları neden kapatıldı. Kadınlara dair mekanizmalar kurulmak yerine neden durduruluyor, çok açık ki AKP iktidarının kadın düşmanı siyasetinin bir parçası olarak gelişiyor. Kadınları daha fazla evlere mahkum etmek isteyen 'makbul kadın' sınırlarına çekmek isteyen, kadın özgürlük mücadelesi yürütenlerin, feminist mücadele yürütenlerin sesini kısmaya çalışan; patriyarkayla işbirliğini güçlendirmiş bir iktidar var karşımızda.

'ERKEK EGEMENLİĞİNDEN KAYNAKLI ŞİDDET TARİFİ YOK'
Tabi ki bunun karşısında kadın özgürlük mücadelesi yürütenler, feminist mücadele yürütenler var. Buna karşı toplumdan gelen tepkileri bertaraf edebilmek, 'biz erkek şiddetinin karşısındayız', 'kadına yönelik şiddeti onaylamıyoruz' demek için dönem dönem görüntüde birtakım yasal düzenlemeler çıkarmaya çalışıyorlar. Öncelikle bu yasal düzenlemeye baktığımızda en önemli nokta şu; kadına yönelik erkek şiddeti ya da toplumsal cinsiyetten kaynaklı, erkek egemenliğinden kaynaklı şiddet gibi bir tarif yok!

'ASIL MESELE KADIN ERKEK EŞİTSİZLİĞİ'
Düzenlemelerin hepsinde şöyle geçti; 'kadına karşı işlenmiş olursa.' Yani kadına yönelik erkek şiddetinin ve erkek devlet şiddetinin kaynağını göstermeyen, bir sistem sorunu olduğunu söylemeyen, eşitsiz ilişkiden bu şiddetin doğduğunu anlatmayan bir ifade özellikle kullanılıyor. Şöyle bir noktaya getirdiler bir kadın kadına karşı öldürme eylemini, fiilini gerçekleştirirse bu durumda yine ağırlaştırılmış ceza alacak. Oysa ki, kadın erkek arasında yaşanan eşitsizliğin sonucu olarak gelişen ve erkeğin ve erkek devletin iktidarını sürdürmek üzere uyguladığı iktidar şiddetinden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu tanımlanmadığında Ceza Yasası'nda kaynağı belirtilmediğinde gerçekte bir şey yapmış olmuyorsunuz. Dolayısıyla kadına yönelik şiddet suçlarının bazıları bu yasada ağırlaştırılmış gibi gözükse de bir ağırlaştırma yok.

'CEZA YASASI'NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK ERKEK ŞİDDETİNİ ÖNLEYEMEZ'
Bir diğer şey sadece Ceza Yasası'nda yapılan değişiklikler kadına yönelik erkek şiddetini önleyemez. Yasada var mı evet bir sürü suç yasada var. Ama öncelikle uygulanmıyor, erkek adalet anlayışı var ve kadına yönelik suçlarda, erkek şiddetini ve erkek devlet şiddetini cezasızlıkla ödüllendiriyor. Başka suçlarda veya siyasi suçlarda çok hızlı tutuklama kararları verenler, kendisine muhalefet ettiği için gözaltına aldırıp tutuklayan iktidar, kadınlara ve çocuklara yönelik suçlara gelince gayet müsamahalı, onları koruyan, dava açsa bile sonunda ya çok az cezalarla ya da tümüyle cezasızlıkla ödüllendiren bir kaynak. Böyle sürdükçe sadece yasada değişen düzenlemenin kendisi bir değişiklik yaratmıyor. İkincisi erkek egemenliğinin kendisi bir sistem olarak yürürlükteyse ve iktidar tarafından da bütün mekanizmalarda besleniyorsa, bunun bütünlüklü olarak dönüşüme ihtiyacı var. Eğitimden sağlık sistemine, basın sisteminde tüm kurumsal devlet yapılarında aynı zamanda topluma da yayılan bir konumda bu erkek egemenliğini büyüten, besleyen mekanizmaların değişmesi gerekiyor. Bunları yerli yerinde tutuyorsunuz, hatta daha da güçlendiriyorsunuz, sürekli erkek egemenliğini besleyen siyaset üretiyorsunuz, bu yönde sözler söylüyorsunuz ondan sonra kalkıyorsunuz 'Ceza Yasası'nda birkaç maddeyi değiştiriyorum buradan kadına yönelik şiddeti önleyeceğim' diyorsunuz. Bu gerçekçi değil.

'İKTİDAR ERKEK EGEMENLİĞİNİ BESLEYEN SİYASETİNE DEVAM EDİYOR'
Diğer bir mesele Ceza İnfaz Yasası'nda. Ceza İnfaz Yasası siyasiler için çok ağırlaştırılmış bir haldeyken, yani salınma süreniz geliyor Gözlem İdare Kurulları'nın kararı nedeniyle tahliye edilmediğiniz bir süreç yaşanırken kadına yönelik şiddet suçlarında ne kadar ceza verilirse verilsin, çok az sürelerle yatıp çıkarıyor. Ya da hiç cezaevine gidilmiyor. Toplum arasında söylenişle yatarı olmayan cezalardan bahsediyoruz. Caydırıcılığı, dönüştürücülüğü olmayan cezalar. Bu yasada da bu korunuyor aslında. Dolayısıyla da aslında cezasızlıkla bir tür ödüllendirme mekanizması da devam ediyor. Bu anlamıyla çözüm üretmiyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine kadınların ve toplumun tepkisi, her gün artan kadına yönelik şiddet, erkek devlet şiddetine karşı toplumun tepkisini biraz susturmak için bir şey yapıyormuş gibi gözükmek için çıkarılmış düzenleme. Çok iyi biliyoruz ki iktidar erkek egemenliğini besleyen ve kadın kazanımlarına saldıran siyasetine devam ediyor.

Tasarıda dikkat çeken iki madde var. Bunlardan birisi "Pişmanlık indirimi." Bu maddenin kadınlara karşı işlenen suçlarda nasıl bir karşılığı olacak, özsavunmasını kullanan kadınlara nasıl uygulanacak?
'Pişmanlık' ya da tasarıda 'takdir indirimi' diye geçiyor özellikle ısrarla söylüyoruz, takdiri indirim meselesi içerisinde kadına yönelik işlenmiş erkek şiddeti ve erkek devleti şiddeti meselesinde bu 'takdir indirimi'nin adı aslında 'erkek indirimi.' Yani erkek olduğu için, erkek egemenliğinden kaynaklı desteklendiği için uygulanan bir indirim. Adının öncelikle doğru konması lazım. Bu bir erkeklik indirimi. Erkek ve erkek devlet tarafından kadına yönelik bir suç işlenmişse bunun adıdır. Bu erkeklik indiriminin tümüyle kaldırılması gerektiğini savunuyoruz. Genel olarak takdir indirimini kaldırılmasından bahsetmiyoruz ama bu tür suçlarda erkeklik indiriminin tümden kaldırılması gerekiyor.

Yasada güya şöyle bir değişiklik yaptılar; duruşma süreci boyunca gösterdiği davranışlar indirim nedeni değil pişmanlık gösterip göstermediği üzerinden indirim. Aslında öğretiliyor, 'pişmanım derseniz, buna dair bir takım davranışlar sergilerseniz indirimi hak edersiniz.' Aslında yolu yöntemi de gösteriliyor faillere. Bu anlamıyla sorunu çözen bir yerde durmuyor. Dolayısıyla bu yasa bu indirimleri engellemiyor. Bugüne kadar uygulanan maddelerde indirim kolay uygulandı vs. gibi cümleler kullanılıyor ama yeni getirilen madde aksine yol açacak. Eminiz çünkü, kadına yönelik suçlarda faillerin ne tür yalan söylediğini, nelere dayandığını mahkemede nasıl roller çizdiklerini, çok pişman olduklarını söylediklerini biliyoruz. Ama mesele pişmanlık meselesi değil. Kadına yönelik işlenen bir suç aslında tüm kadınlara yönelik işlenmiş bir suç. Dolayısıyla ceza belirlenirken sadece bir kişiye karşı işlenmiş bir suç olarak değil tüm kadınların, aslında özgürlük, yaşam alanlarına, kendilerini güvende hissetmelerine karşı olduğu gerçeğini dikkate alınarak uygulanmalı. Yaşam alanlarımıza tehdit oluşturuyor, her birimize aslında sokağa çıkma deniyor, boşanmak istiyorsan boşanmayacaksın deniyor, erkeğin teklifi varsa kabul edeceksin deniyor... Bu tür suçlarda kadın cinayetleri politiktir derken tam da bunu diyoruz, kadına yönelik işlenmiş suç tüm kadınlara tehdit alanı oluşturan bir suçtur. Buraya cümle ekledik, pişmanlık durumu yoksa indirim olmaz gibi bir hikaye aslında bir indirimi engellemek değil indirim için yol ve yöntem gösterme halinin kendisidir.

'ERKEK YARGI ÖZSAVUNMASINI KULLANAN KADINLARA İNDİRİM UYGULAMIYOR'
Kadınlar kendi hayatlarını korumak için öldürmek zorunda kaldıklarında ya da başka fiilleri işlemek zorunda kaldıklarında aynı erkek yargı kadınlara hiçbir indirim uygulamıyor. Bırakın onu normal koşullarda meşru müdafaa hükümlerini uygulamaları lazım çünkü kadınlar bir kez değil birçok kez yaşamıyla tehdit ediliyor, yakınlarıyla tehdit ediliyor, bedensel bütünlüğüyle tehdit ediliyor. Bu tür işkence, eziyet, tehdit sürecinden sonra kadınlar başka çözüm bulamadığı, devlet kadınları korumadığı için öldürmek zorunda kalıyor. Ama burada meşru müdafaa koşulları uygulanması, ceza verilmemesi gerekirken ceza veriliyor, bir de üstüne haksız tahrik indirimi ya da takdir indirim nedenleri uygulanmayarak kadınlara ağır cezalar veriliyor. Nevin Yıldırım örneği bunlardan biri; haksız tahrik indirimi de uygulanmadı, takdir indirimi de. Kaldı ki meşru müdafaaydı tecavüzü defedebilmek için öldürmek zorunda kaldı. Yargıtay tarafından da onandı bu karar bu haliyle.

'HAKSIZ TAHRİKE DAİR BİR DÜZENLEME YOK'
Erkeklere gelince bol keseden hikayelerle bu indirimler uygulanıyor. Bu yasada haksız tahriki ortadan kaldıran herhangi bir düzenleme yok. Katil ya da kadına şiddet uygulayan erkeklerin en yüksek oranda indirim aldığı nokta haksız tahrik hükümleriydi. Kadınlar 'boşanmak istediği için', 'aldattığı' bahaneleriyle, 'kadınlık görevini yerine getirmedi' denilerek katlediliyor. Bu katiller bu tür gerekçelerle haksız tahrik indirimleri alıyor ve hızla serbest bırakılıyor.

Peki burada yasal düzenlemede niye haksız tahrikin kadınlara yönelik işlenen suçlarda ortadan kaldırılmasına yönelik bir düzenleme yok. Çünkü gerçekte böyle bir niyet yok. Gerçekte erkek ve erkek devlet şiddetini engelleme derdi yok. Mesela geçenlerde Ceza Genel Kurulu bir karar verdi, Hatice'yle ilgili. Hatice'nin ölümünde şöyle dedi: Evlenme teklifini kabul etseydi, öldürülmeyecekti. "Kadına duyduğu büyük aşk", "reddedilmenin hissiyatı" gibi ifadelerle bir kadını katletmeyi normalleştiren, sevgiden, aşktan öldürmeye doğru çeken, "planlama yoktur" diyen bir karar verdi. Ceza Genel Kurulu yargı açısından en üst kurum. Kararların belirleyici olduğu yer ve burası böyle bir cümle kuruyor. Böyle gören bir yargı anlayışı varken bir virgül, bir cümleyle bu yargının değişmesi mümkün değil. Burada da haksız tahriki kaldırmadıkları gibi pişmanlığa yol gösteren bir düzenleme getiriyorlar. Hakime diyorsunuz ki "pişmanım" dediği anda indirimleri uygula.

Tasarıda dikkat çeken bir diğer madde de 'ısrarlı takip'. Israrlı takibi ispatlamamız mümkün değilken bu madde ile kadınlar nasıl sorunlar yaşayacak?
Israrlı takip aslında 6284 sayılı yasada düzenlenmiş, İstanbul Sözleşmesi'nde çok ayrıntılarıyla var. İstanbul Sözleşmesi'nin devlete yüklediği yükümlülükler var, devlet aslında bundan kaçındı. İstanbul Sözleşmesi; erkek egemenliği bütünlüklü bir şeydir, sadece yasalarla düzenlenemez; hem öncesinde koruma mekanizmaları oluşturulması, şiddet mekanizmasının engellenmesi gerekir, hem de şiddet uygulandıktan sonra sadece ceza değil kadının güçlendirilmesi için her türlü mekanizmanın geliştirilmesi gerekir diyor. Yine bu erkek egemenliğini büyüten, besleyen sistemi değiştirmek üzere bütün kurumsal yapılarda adım atmanız gerek diyor. Bunlardan biri de ısrarlı takiple ilgili düzenleme. 6284'e baksaydılar bu konuda gerçekten ciddi bir düzenleme yapılabilirdi.

'KAMUOYU BASKISIYLA DÜZENLEME YAPTILAR ONU DA ŞARTA BAĞLADILAR'
Israrlı takibe ilişkin suçlar artınca kamuoyu baskısıyla bir düzenleme getirdiler. Ama düzenlemeyi şarta bağladılar. Diyorlar ki, bir kişi sizi takip ediyorsa, kadın kavramı yok basit haliyle herkes için bu düzenleme. Telefonla, fiziken takip, sosyal medya aracılığıyla bütün mekanizmalarda ısrarlı takip varsa, sürekli taciz ediyorsa, rahatsız ediyorsa, bu kişinin ve yakınlarının can güvenliği konusunda ciddi bir endişe yaratıyorsa, huzursuzluğa yol açıyorsa cezalandırılabilir diyor. Aslında bir koşul koymanın kendisi hadi buyurun mahkemelere bir cezasızlık yolu açın daha demektir. Biliyoruz ki erkek yargı hiçbir zaman kadınların yaşamından ciddi endişe olduğunu kabul etmeyecek. Ve diyecek ki 'bunlar oluşmamış evet bir takip var ama bunlar oluşmadığı için ceza verilmesine yer olmadığına...' diyecek. Bu aslında bir sonuç üretmiyor, engelleme, erkeklerin ısrarlı takiplerini durduracak bir mekanizmaya dönüşmüyor. Çünkü kadına ispat külfeti bırakıyor.

'HAYATIMDAN ENDİŞELENDİĞİMİ NASIL İSPATLAYACAĞIM'
Bu şartlar soyut. Hayatımdan endişelendiğimi, güven sorunu yaşadığımı nasıl ispat edeceğim. Bu kadar soyutlukta bir madde koymak mahkemelerin keyfi kararlarının önünü açmak anlamına geliyor. Oysa bu düzenlemede ısrarlı takibin kendisi olması yeterliydi. Ekstra bir koşula bağlanmaması gerekiyor.

'SORUŞTURMA AÇILMASI ŞİKAYETE BAĞLI KILINDI'
Diğer mevzu bunun şikayete bağlı kılınması. Kamu davası, savcılık re'sen haber aldığında ya da biri tarafından bildirildiğinde soruşturma açılması mümkün değil. Ancak kişinin şikayetine bağlı. Kadınlar kendini güvende hissetmediğinde, devletin koruma mekanizmaları ve yargıya güvenmediğinden, erkeğin şiddetinin yanı sıra tehditlerinden kaynaklı şikayetten çoğu kez vazgeçmek zorunda kalıyor, ya da şikayet edemiyor. Kadınların güvende tutulabilmesi için şikayete bağlı olmaktan çıkarılması, savcılık tarafından direkt soruşturma yürütülmesi gerekirdi. Sadece kadının değil başka birinin şikayeti de suç duyurusu olarak değerlendirilerek soruşturmanın başlatılması gerekirdi.

'ISRARLI TAKİP YAKINIMIZDAKİ ERKEKLER TARAFINDAN YAPILMIYOR'
Bir diğer mevzu da ısrarlı takip düzenlendikten sonra 'nitelikli halleri' diye madde eklendi. Burada kadına karşı işlenmesi halinde denilmedi, 'ayrılma kararı verilen eşe ya da boşandığı eşe karşı işlenen suçlar' denildi. Kadının adı da yok.

Kadınlar sadece boşandıkları ya da ayrılma kararı verilen eşler tarafından ısrarlı takibe maruz kalmıyor ki. Sevgililik teklifini kabul etmediği, tanımadığı ya da sosyal medyadan bir erkeğin ısrarlı takibine maruz kalabiliyor. Görmediğimiz bir insan telefonla ısrarlı takibe başlayabiliyor gibi değişik biçimleri var. Dolayısıyla bu iki kapsamda sınırlandırılmış olması da ciddi bir problem. Ama cinsiyetçi erkek egemen akıl, evlilik kurumunu, aileyi temel alıyor, boşanmış erkek, ayrılık kararı verilmiş erkek ve onun eşi tanımı yapıyor, dolayısıyla kadın tanımı da yapmıyor.

'CEZA MİKTARLARI ÇOK DÜŞÜK'
Bir de ceza miktarları çok düşük. 6 ay basit hali başlıyor, nitelikli hali boşanmış eşe karşı ya da ayrılık kararı verilen eşe karşı işlenirse bir yıl. Peki bunların yatarı var mı yok. İki yılın altındaysa Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ya da tümüyle erteleme, paraya çevirme kararı veriliyor. Dolayısıyla iki yılın altında olduğuna göre aslında yatarı olmayan bir yaptırım yazmış oluyorsunuz. Hiçbir caydırıcılığı olmayan bir düzenleme haline geliyor

Biz ısrarla şunu söyledik, kadına yönelik suçlarla ilgili olarak bütünlüklü bir düzenleme yapılması lazım. Ceza Yasası'nda özel bir bölüm olarak düzenlenmesi gerekiyor. Bu düzenlemenin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden, erkek egemenliğinden, patriyarkadan kaynaklı bir egemenlik ilişkisi olduğunu, kaynağını buralardan alan suçların da buna göre tariflenmesi gerektiğini, kadına yönelik işlenmiş bütün suçların sadece bazı suçların değil erkek egemenliğinden kaynaklanan bütün suçlara ilişkin ağırlaştırılmış hükümlerin getirilmesi, İnfaz Yasası'nda buna göre düzenlemelerin yapılması gerektiğini önerdik. Cinsiyet kimliği, cinsel yönelimlerinden, dini inancından kaynaklı, Kürt, Ermeni, Alevi olmasından kaynaklı işlenen nefret suçlarına ilişkin de özel düzenlemelerin yapılması gerektiğini, çünkü bunların da benzer bir kaynaktan beslendiklerini, bireysel bir suç olmadığını dolayısıyla bütünlüklü bir Ceza Yasası düzenlemesine ihtiyaç olduğunu söyledik.

'EZİYET VE İŞKENCE SUÇLARINDA CEZASIZLIK POLİTİKASI'
Mesela bir maddede eziyet ve işkenceyle ilgili düzenleme yapıldı. Garibe Gezer, cezaevinde cinsel saldırıya, şiddete uğradı ve en son intihara sürüklendi. Bununla ilgili soruşturmaya ne oldu, kapatıldı üstü. Soruşturma bile açılamayan eziyet, işkence suçunda nasıl olacak da cezayı bir miktar artırdım diyerek önlemeye çalıştığınızı iddia edeceksiniz. Asıl olarak burada eziyet ve işkence suçlarında cezasızlık politikasını durduracak bir noktanın hayata geçirilmesi gerek. İşkence suçu kamu görevlileri tarafından işleniyor ve hepimiz biliyoruz ki bu suçlarda cezasızlık var. Kadına yönelik eziyet suçu da benzer durumda. Hiç eziyetten dava açıldığını, soruşturma yürütüldüğünü görmüyoruz hakimler sürekli göz ardı ediyor. Bir miktar artırdık diyor ne işe yarayacak dava bile açılmayan bir suç türü açısından hiçbir çözüm üretmiyor. Dolayısıyla bir bütün olarak bakarsak çözüm üretmeyen, göstermelik, kamuoyunun ve kadınların tepkisini biraz susturmaya çalışan, üstünü örtmeye çalışan bir yasal düzenleme aslında.

Peki yasa tasarında LGBTİ+'larla ilgili herhangi bir madde var mı?
LGBTİ+'lar asla iktidarın onlara yönelik suçlar açısından bir düzenleme yapmak istediği bir alan değil. Zaten iktidar LGBTİ+ düşmanlığıyla, nefret suçlarını besleyen siyasetiyle, kimliklerini yok sayan, varlıklarını kabul etmeyen siyasetle sürüyor. İstanbul Sözleşmesi'nde bile LGBTİ+ düşmanlığını besleyerek geri çekme yöntemini kullandı. LGBTİ+'lara ilişkin var olan kısmi düzenlemeler var yasada ama ısrarla uygulanmıyor, LGBTİ+'lara yönelik işlenen cinayetler, şiddet eylemleri yok sayılıyor, faillere özellikle devlet görevlileri açısından müthiş bir ödüllendirme ve cezasızlık politikası uygulanıyor. Biz bu düzenlemede, LGBTİ+'lara yönelik olarak da işlenen her türlü suçta özel düzenleme yapılması gerekir dedik ve kendi önergelerimizi verirken de bu yönde düzenleme önerdik. Cinsel yöneliminden, cinsiyet kimliğinden, ırkından, dini inancından, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak işlenen suçlara ilişkin özel düzenlemeler yapılması gerekir, kaynağının yazılması gerekir. Buradan dolayı bir Ceza Yasası mantığı oluşturulması gerekir. Tabi ki LGBTİ+'lara yönelik de işlenen suçların önlenebilmesi açısından toplamda bütüncül bir siyaset üretilmesi gerekir. Fakat yasalarda var olanı uygulamayan bir akıl varken yeni yasal düzenlemeyi hiçbir şekilde önüne koymayı düşünmüyor.

Kadın ve LGBTİ+'lar sokakta mücadeleyi sürdürüyor. Saldırılar da devam ediyor. Ne yapmak gerekiyor?
Aslında yapıyoruz. Kadınlar ve LGBTİ+'lar hiç mücadeleden vazgeçmedik, hem sokaklarda meydanlarda olduk. Haklarımızı talep ettik, kazanımlarımıza saldırmanıza izin vermeyeceğiz dedik. Bu konuda kadınların ve LGBTİ+'ların mücadelesi çok güçlü. Toplumsal muhalefet içerisinde en güçlü olan dinamik. Mücadele sürüyor ve zaten bugün iktidarın bu göstermelik yasayı getirmek zorunda kalmasının kaynağını burası oluşturuyor. Kadınların yürüttüğü mücadele çok geniş bir alana yayılmış durumda. Sadece muhalefette olanlar açısından değil iktidarın yanında olanlar da oy verenler de kadına yönelik şiddetin artmasından, kadına yönelik kazanımların geri çekilmesinden rahatsız. Mesela nafakanın kaldırılmak istenmesine karşı çok ciddi bir tepki var. İstanbul Sözleşmesi'nden geri çekilmek istenmesine o cepheden ciddi bir tepki var. Yani çok geniş bir kesim tarafından kadınların mücadelesi destek görüyor, tepkiler ortaklaşıyor. Bunu daha da büyütmek gerekiyor. Sokakları, meydanları bu sesle çoğaltmak gerekiyor.

'DAYANIŞMAYI DAHA FAZLA ÖRDÜĞÜMÜZ BİR SÜRECE İHTİYACIMIZ OLACAK'
Meclis'te bu sesi daha fazla çoğaltmaya çalışıyoruz. Kadınların mücadele alanından ilettikleri sözleri aktarmaya çalışıyoruz, AKP'nin kadın ve LGBTİ+ düşmanı siyasetine karşı sözümüzü aktarmaya çalışıyoruz. Bütünlüklü olarak herkesin bulunduğu yerden sesini daha fazla yükseltmesi, birlikte yol almanın çok daha güçlendirilmesi gereken bir zamandan geçiyoruz. İktidar her türlü zemini aslında kadınların ve LGBTİ+'ların mücadelesini susturmak için kullanıyor. Buna karşı daha bir arada duruşumuzu güçlendirdiğimiz, dayanışmayı daha fazla ördüğümüz bir sürece ihtiyacımız olacak.