20 Mayıs 2024 Pazartesi

Arzu Demir yazdı | Özel savaş yöntemi olarak erkek şiddeti

Faşist Türk burjuva devletinin Kuzey Kürdistan'da yürüttüğü sömürgeci savaşta Kürt kadınlarının bedeni bir savaş alanı olarak görüldü. Sayısız kadın, karakollarda, hapishanelerde, devlet güçlerinin tecavüz saldırısına uğradı. Kürdistan kentlerinde, artan bu erkek şiddetini, sömürgeci rejimin kadın örgütlenmelerini dağıtmasının bir sonucu olarak da görmek gerekiyor. Kadınlar, kendi yalnızlıkları, çaresizlikleri içinde bırakılarak, bu düzenin ve erkeğin kölesi haline getirilmek isteniyor. Yalnızlığın ve çaresizliğin panzehri ise örgüttür, bir arada durmaktır, kadın yoldaşlığıdır.

Erkek şiddeti, bir günde 8 kadının canını aldı. Kadına yönelik erkek şiddetinin boyutu ve katledilen kadınların artan sayısı, erkek egemen sistemin kadınlara yönelik bir savaş yürüttüğünü gösteriyor. Bu erkek şiddeti, bir nevi ayaklanma bastırma stratejisi. Bu yüzyıl kadın isyanları, kadın devrimleri çağı olduğuna göre, erkek egemen iktidarlar da bu ayaklanmayı bastırma stratejisi olarak, erkek şiddetini kadınların üzerine saldı.

Katledilen kadınların ortak noktası itiraz etmeleri. Bu nokta çok önemli. Erkekler, kadınları, dayağına, "sevgi"sine, "aşk"ına, evlilik ve ilişki teklifine itiraz ettiği için katlediyor. Kadınlar, kendileri olmak, evlilik mezarlığından çıkmak istediklerinde karşılarında en yakınlarındaki erkekleri buluyor. Devlet de bu kadın katillerini, sarayı, yargısı, polisi, askeri, medyası, okulu koruyup kolluyor. Çünkü "aile" devletin çekirdeği.

Kadına yönelik erkek şiddetinin Kürdistan coğrafyasında aldığı biçim çok daha farklı. Bu bir özel savaş yöntemidir. Kadın bedeni üzerinden yürütülen bu özel savaşın çeşitli biçimleri var elbette. Burada failler, uzman çavuşlar ve polislerin ağırlıkta olduğu özel savaş elemanları.
Kadın gerilla Ekin Wan gibi katledilip bedeninin teşhir edilmesi bunun bir biçimi. Sokak ortasında cinsel şiddet saldırısı, genç kadınları evlenme vaadiyle kandırıp, sonra şantaj ve baskı ile seks işçiliğine zorlamak gibi çeşitli biçimlerde uygulanıyor bu politika.

İpek Er'i unutmamışsınızdır. Eski Savaş Bakanı Süleyman Soylu'nun (Kod adı SS) koruyup kolladığı uzman çavuş Musa Orhan tarafından alıkonulmuş, tecavüze uğramıştı. Sonunda da yaşamına son vermişti.

Kürdistan'da uzman çavuşlar, kadına yönelik erkek-devlet şiddetinin tetikçileri olarak özel olarak görevlendirilmiş gözüküyor. Kadın ve çocuklara yönelik her türlü cinsel suçun altından onlar çıkıyor.

En son, Şırnak'ta sokak ortasında bir kadına cinsel saldırıda bulunan uzman çavuş Zekeriya Çelik'e halk cezasını vermişti. Bu failin, halkın tepkisinin ardından açığa alındığı açıklandı.
Savaşta, kadın bedeninin de bir savaş alanı haline getirilmesi, elbette bu coğrafyaya has değil. Kadınlara yönelik suçların en yaygın işlendiği yerler, işgal ve sömürgeci savaşların sürdüğü coğrafyalar oldu. 1960'lı yıllarda Vietnam'ın işgali sırasında ABD askerleri binlerce kadına tecavüz etti.

Avrupa'da yakın tarihten örnek, Bosna-Hersek savaşı. Burada cinsel şiddet, bir savaş taktiği olarak sistematik olarak kullanılmıştı. 2022 yılının Eylül ayında Tunus'ta düzenlenen Tabandan Kadınların 3. Dünya Kadın Konferansı'nın katılımcılarından biri de Bakira Haseçiç'di. Bosna'dan gelmişti konferansa ve Savaş Kurbanı Kadınlar Derneğinin başkanlığını yapıyordu. Bosna-Hersek savaşı sırasında 50 bin Boşnak Müslüman kadına tecavüz edildiğini anlatmıştı. Bakira da o kadınlardan biriydi. Hayatta kalmıştı ve şimdi adalet ve faillerin cezalandırılması için mücadele ediyordu. Somali savaşı sırasında Kenya'daki mülteci kamplarında binlerce Somalili kadına, askerler tecavüz etti. Yakın tarihte, soykırımın yaşandığı bir diğer yer olan Ruanda'da da kadınlara çok ağır bir fatura ödetildi. Ülkede, tecavüz sonucu 5 bin bebek doğdu.

Faşist Türk burjuva devletinin Kuzey Kürdistan'da yürüttüğü sömürgeci savaşta da Kürt kadınlarının bedeni bir savaş alanı olarak görüldü. Sayısız kadın, karakollarda, hapishanelerde, devlet güçlerinin tecavüz saldırısına uğradı. İmamından muhtarına, uzman çavuşundan polisine, bakkalından öğretmenine, toplumun geniş bir kesiminden erkeklerin dahil olduğu çete yapılanmalarıyla da kadın ve çocuklara yönelik suçlar işlendi.

Bu şiddet kimi zaman gizlice, kimi zaman da Şırnak'ta olduğu gibi sokak ortasında gerçekleştirildi. Şırnak'ta ayırt edici bir nokta ise uzman çavuş olan fail erkeğin halk tarafından cezalandırılması.

Erkeğin ve erkek egemen sistemin her yerde artan ölümcül şiddetinin gösterdiği bir nokta da kadın özsavunmasının gerekliliği. Bu, hem hayatta kalmak hem de kadın adaleti için gerekli.
Kadın özsavunmasının merkezinde de kadın örgütlenmesi duruyor. Kürdistan kentlerinde, artan bu erkek şiddetini, sömürgeci rejimin kadın örgütlenmelerini dağıtmasının bir sonucu olarak görmek de gerekiyor. Elbette, bir dizi başkaca faktör var. Ancak daha önce de yazdığım gibi kadınlar, kendi yalnızlıkları, çaresizlikleri içinde bırakılarak, bu düzenin ve erkeğin kölesi haline getirilmek isteniyor. Yalnızlığın ve çaresizliğin panzehri ise örgüttür, bir arada durmaktır, kadın yoldaşlığıdır.