24 Temmuz 2024 Çarşamba

Çiçek: Cumhuriyet 100 yıldır burjuvazinin aracıdır

1923 yılında Türk burjuvazisinin temsilcileri tarafından ilan edilen cumhuriyetin 100. yılına girmesi emekçi sol hareket içindeki bazı kesimleri oldukça heyecanlandırdı. TKP, Sol Parti, EMEP, EHP gibi güçlerin cumhuriyet ile ilgili açıklamalarını değerlendiren Marksist Teori dergi yazarı İbrahim Çiçek, bu kesimleri oportünist olarak tanımladı. İşçi sınıfı, Kürt halkı başta olmak üzere ezilenlerin çıkarlarından uzak cumhuriyet tanımlamalarına itiraz eden Çiçek, bu devlet ve cumhuriyetin burjuvaziye ait olduğunu, bugünkü sistemin de faşist olduğunu vurguladı, faşizmi yıkarak işçi emekçi Sovyet cumhuriyetleri birliğini kurmak gerektiğini söyledi.

Marksist Teori dergisi yazarı İbrahim Çiçek, 31 Ekim akşamı Özgür TV yayınına katılarak Arzu Demir'in, bazı emekçi sol güçlerin cumhuriyete yaklaşımına ilişkin sorularına yanıt verdi.

1923'de Mustafa Kemal tarafından ilan edilen cumhuriyetin 100. yılına girilmesi bazı emekçi sol güçleri heyecanlandırdı. Geçmiş yıllarda da 29 Ekim günü cumhuriyet kutlamaları yapan bazı partiler bu yıl 100. yıla girmenin ve AKP'yi göndererek Mustafa Kemal cumhuriyetini yeniden kurmanın heyecanıyla etkinlikler düzenledi.

Bunların içinde başı Türkiye Komünist Partisi (TKP) çekti. TKP, Ankara'da miting, İstanbul Kadıköy'de bir yürüyüş ve İzmir'de toplantı düzenledi. "Yeniden cumhuriyet kavgasına" şiarını kullanan TKP sosyal medya hesabından da, "Cumhuriyet kavgası sermaye egemenliğine karşı emekçilerin ekmek kavgasıdır. Bu kavgayı kazanacağız! Onurumuzla ve başı dik yaşayacağımız, eserimizle gurur duyacağımız bir Türkiye'yi kurmak için 100. yıla girerken #2023Yeniden... #29Ekim" paylaşımı yaptı.

Emek Partisi (EMEP) de her yıl cumhuriyeti selamlayanlar arasında yerini alanlardan. EMEP mesajında, "Cumhuriyet, sömürüden, yoksulluktan ve baskıdan kurtuluş mücadelesinin 100 yıllık tarihidir. İşçi sınıfı ve emekçilerin kurtuluş mücadelesine selam olsun" değerlendirmesinde bulundu.

Sol Parti, "Saltanatı yenelim. Devrimci demokratik cumhuriyet için mücadeleye" başlıklı açıklamasında, "Mustafa Kemal önderliğinde emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşı sonucu kazanılan cumhuriyet tüm ezilen uluslara örnek oluşturmuştur. Cumhuriyet, saltanat ve hilafete son vererek tebaadan yurttaşlığa ileri attığı adımla kadınların siyasi ve toplumsal hayata katılımından medeni hukuka laiklik yolunda küçümsenmeyecek adımlar atmıştır" diye belirtti.

Açıklamanın devamında, "Cumhuriyetin 100. yılına yaklaşırken Türkiye'nin yeni bir ülke tasarımına, yeni bir cumhuriyet fikrine gereksinimi olduğunu görüyoruz. Geçmiş cumhuriyetin bağımsızlıkçı, laik, aydınlanmacı karakterini sahiplenmeye devam edeceğiz. Ancak daha eşitlikçi, daha özgürlükçü, başta eğitim ve sağlık olmak üzere yurttaşlık haklarının kurumlaştığı, gıda, enerji ve sanayide ulusal egemenliği gözeten, toplumsal cinsiyet eşitliğini amaçlayan, farklı etnik ve mezhep kesimlerinin kimlik ve tanınma taleplerini meşru kabul eden, küresel iklim değişikliği tehdidi karşısında sosyal ve ekolojik amaçları bağdaştıran emek eksenli devrimci demokratik bir cumhuriyet için mücadele edeceğiz. Cumhuriyet karşıtları, şeriat ve monarşi heveslileri karşılarında daima bizi bulacaklardır" ifadelerine yer verildi.

Emekçi sol güçlerin cumhuriyet yanılsamasına ilişkin Özgür TV'ye konuşan Marksist Teori dergisi yazası İbrahim Çiçek şunları söyledi:

TAKRİRİ SÜKUN YASASI İŞÇİLERİN ÖRGÜTLENMESİNİ YASAKLADI

Cumhuriyet işçilere, emekçilere, halklara ne verdi?
Cumhuriyetle ilgili açıklamalar oldukça soyut, hakikate dokunmuyor. Sorunu tartışacak olursak aklıma, 1925 Takriri Sükun yasası geliyor. Bu yasanın en önemli özelliklerinden biri işçilerin sendika hatta dernek kurma haklarının yasaklanması ve ortadan kaldırılması. Eskiden işçilerin sendika kurma hakları vardı. Hatta 1919-1920'de işgal olduktan sonra işçiler İstanbul'da gösteriler yaptı. İçlerinde Rum, Ermeni işçiler de vardı. İşçilerin mücadelesi çok önemli bir yerde duruyordu.

CUMHURİYET 100 YILDIR İŞÇİLERİN MÜCADELESİ DEĞİLDİR
Önce işçilerin öncüsünü, TKP önderliğini imha ettiler, sonra ulusal kurtuluşçu direnişe katılan milisleri, devrimci müfrezeleri imha ettiler, tasfiye ettiler. Dolayısıyla işçi sınıfının çizgisini, muhtemel bir işçi emekçi cumhuriyetine giden yolun önünü kapattılar. Ancak 1950'lerden sonra işçilerin büyük mücadeleleri ile sendikalaşma hakkı alındı. Dolayısıyla, 'cumhuriyet 100 yıldır işçilerin mücadelesidir' açıklamalarının hepsinin gerçek dışı olduğunu söylememiz lazım.

1923'DE TÜRK BURJUVAZİSİ CUMHURİYETLE SINIF EGEMENLİĞİNİ KURDU

Cumhuriyet halk egemenliğini güvenceye aldı mı?
Hiçbir cumhuriyet halk egemenliğini güvenceye almaz. Çünkü halk egemenliğini cumhuriyetler prensipte kabul ederler. Yani cumhuriyet dediğiniz şey devletin yönetim şeklidir. O zaman soru şu? Devlet ne? Kimin devleti? Hangi sınıfın devleti? Bu soruya bakmamız lazım. 1923'de kurulan cumhuriyet, Türk burjuvazisinin feodallerle büyük toprak sahipleri ve emperyalistlerle uzlaşarak kurduğu bir cumhuriyettir. Türk burjuvazisinin temsilcileri feodallerle uzlaşmıştır, Osmanlı'nın kalıntılarıyla da uzlaşmıştır, ama işçi sınıfıyla uzlaşmamıştır ama halklarla uzlaşmamıştır. Kürt halkıyla uzlaşmamıştır mesela. Cumhuriyet halk iradesi olduğuna göre Anadolu'nun yüzde 20'si-25'i Kürt'tü. Ermeniler zaten katledilmişti, Rumlar sürgün durumundaydı, Süryaniler, Pontus katliamla, soykırımla yüz yüzeydi. Dolayısıyla Anadolu halklarının iradesini yansıtan bir cumhuriyet değildi. Türk burjuvazisinin iradesini yansıtıyordu ve Türk burjuvazisi kendi sınıf egemenliğini kurdu. Şimdi biz Türk burjuvazisine minnettar mıyız yani.

CUMHURİYETİN SERMAYE BİRİKİMİ KANLIDIR
100 yıldır Türk burjuvazisi sermayesini nasıl biriktirdi? Önce Ermenilerin malını-mülkünü çaldı çırptı, Rum'un malını-mülkünü çaldı çırptı. Başka ne yaptı? Türk ve Kürt köylünün yarattığı fazlalıklara, değerlere el koydu. Sonra işçi sınıfını sendikasız, örgütsüz bırakarak işçi sınıfının yarattığı artı değerin tümüne el koydu. İşçiler sersefil yaşadı. Dolayısıyla bugünkü cumhuriyetin yarattığı sermaye birikimi böyle yaratılmıştır, böyle kanlı bir birikimdir. Dolayısıyla işçilerin, emekçilerin, halklarımızın cumhuriyete hiçbir minnet borcu yoktur. Borçlu olan cumhuriyettir, Türk burjuvazisidir. Türk devleti, işçilere, emekçilere, halklarımıza karşı çok büyük suçlar işlemiştir, o borçludur.

MEDENİYETLER SEVİYESİ BURJUVA ULUSLAR SEVİYESİDİR

Cumhuriyetin 100'üncü yılına girerken yapılan açıklamalarda bağımsızlık ifadeleri var. Cumhuriyet, bağımsızlığı güvenceye aldı mı, alır mı?
1920'ler emperyalizm koşulları altında herhangi bir burjuva devlet emperyalist mali sermayenin ağları dışında kalabilir mi? Böyle bir gücü var mıdır? Böyle bir gücü yoktur. Dolayısıyla, Atatürk'ün medeniyetler seviyesine çıkmak dediği şey, burjuva uluslar seviyesine çıkmaktır. Yani Almanya'nın, Fransa'nın, İtalya'nın, Amerika'nın, İngiltere'nin seviyesine çıkartmaktır. Yani kapitalizm idealidir. Cumhuriyeti çok güçlü savunanlardan bir kısmı da diyorlar ki medeniyetler seviyesine çıkmak değil onu aşmak diyorlar. Onlar da emperyalistlerle yarışıyorlar, emperyalist emelleri var onların da.

BURJUVA CUMHURİYET BAĞIMSIZLIĞI GÜVENCEYE ALAMAZ
Burjuva cumhuriyet bağımsızlığı güvenceye alamaz, emperyalizmin kollarına atılmak zorundadır. Başka bir kaderi yoktur. Mecburen mali sermayenin ağları içerisinde, hele şimdiki aşamada, yani emperyalist küreselleşme aşamasında herhangi ülkenin burjuvazisinin ayrı kalması, dünyadan tecrit olması, emperyalist sermayenin ağlarının dışına çıkması mümkün değildir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti siyasi bakımdan bağımsız ama mali ve ekonomik bakımdan emperyalizmin sömürgesi, bölgede de yayılmacı, sömürgeci, emperyalist amaçlar güden bir devlet haline gelmiştir bugün. Bugünkü cumhuriyet böyle bir cumhuriyettir.

CUMHURİYET Mİ SALTANAT MI SORUSU TÜRKİYE GERÇEĞİNDEN KOPMAKTIR

Açıklamalarda 'cumhuriyet mi, saltanat mı' şeklinde tercih sunuluyor halklara. Gerçekten günümüz Türkiye'sinin böyle bir sorunu var mı?
Bu fantastik bir soru. Çünkü 19. yüzyıl Osmanlı despotluğu altında ya da mutlak monarşi altında, ya da daha sonra Anayasal monarşi altında cumhuriyet mi, monarşi mi diye bir sorun vardı. Ama 1. meşrutiyet, 2. meşrutiyet gibi süreçlerde bu aşılmaya başlandı. Yani kemalistler cumhuriyeti ilan etmeden önce, 1908 Jön Türk hareketiyle zaten buraya gelmiş dayanmışlardı. Dolayısıyla bugün cumhuriyet mi, saltanat mı demek tamamen Türkiye'nin siyaset gerçeğinden kopmak demektir. Böyle bir sorun yoktur.

İran'da da cumhuriyet altında bir rejim var. Dinciler cumhuriyet altında iktidar olabiliyor. Dünyanın her yerinde onlarca böyle örnek var. Cumhuriyet bir devlet biçimi, bu devlet biçimi altında herhangi bir sınıf iktidar kurabilir. Proletarya da, sosyalistler de cumhuriyet altında iktidar kurabilir. Hatta demokratik cumhuriyet altında bile burjuvazinin iktidarı güvencede olabilir. Bunu bütünüyle kontrol altına alabilir. Bankalar var, borsa var, hükümetlerin buralarla işbirliği var. Halkı kontrol edebilir, yönetebilirler.

TÜRKİYE'DE CUMHURİYET FAŞİSTTİR
Nitekim bugün Türkiye'deki cumhuriyet de faşist bir cumhuriyettir. Türk ırkçılarıyla, dincilerin, politik islamcılarla faşistlerin işbirliğine dayanan bir iktidar var. En başta da cumhuriyeti bunlar savunuyorlar. Hatta bunlar 2023 için, cumhuriyetin 100 yılı için muazzam bir seferberlik ve hazırlık halindeler. Dolayısıyla öyle bir sorun yok.

SİYASİ AKIL TUTULMASI YAŞIYORLAR

99. yılında büyük bir tantana koptu, 100. yılında daha büyük bir şey olacak. İktidar bakımından, cumhuriyeti savunan siyasi partiler bakımından da durum böyle. O zaman cumhuriyet üzerine kopan bu fırtınanın anlamı ne?
Emekçi sol hareketteki parti ve örgütlerin durumuna baktığımda bunun bir siyasi akıl tutulması olduğunu, bir yön kaybı olduğunu düşünüyorum. Yani cumhuriyeti soyut bir ideal olarak, allıyorlar, pulluyorlar, süslüyorlar. Ama cumhuriyet içeriği yok. Nasıl bir cumhuriyet, hangi sınıfın cumhuriyeti sorusuna yanıt yok. Bugün AKP de savunuyor cumhuriyeti, MHP de savunuyor, CHP de savunuyor, TKP "biz senden daha çok savunuyoruz" diyor. Nedir bu cumhuriyetin kerameti? Kendi başına cumhuriyetin hiçbir kerameti yoktur.

CUMHURİYET 100 YILDIR TÜRK BURJUVAZİSİNİN ARACI
Şunu sormamız lazım; hangi sınıf iktidarda? Cumhuriyet hangi sınıfın iktidarının aracı? Bunu sorduğumuzda da 100 yıldır cumhuriyet Türk burjuvazisinin iktidarının aracıdır. Ve 100 yıldır cumhuriyet devleti adı altında Türk emekçileri, yoksulları, Kürt halkı, bütün halklarımız ezilmektedir, sömürülmektedir, talan edilmektedir. Erkek egemenliğini kim ayakta tutuyor? Bu cumhuriyet değil mi? Yani kadınların bazı hakları elde etmiş olması, cumhuriyetin onlara bağışladığı bir şey olarak görülemez. Bugün neredeyse Suudi Arabistan gibi despotik, en gerici dinsel iktidarlar bile bunu kabul etmeye başladı. Dolayısıyla bugünün dünyasında, bugünün Türkiye'sinde bir üstünlük olduğunu, cumhuriyeti özellikle sahiplenmek için bir gerekçe olarak gösterilemez.

DEVRİMCİ PERSPEKTİF TÜRK BURJUVAZİSİYLE SAVAŞMAK ÜZERİNE KURULMALI

Emekçi sol hareketin nasıl bir saflaşma yarattığını başta verdiğimiz örneklerle ortaya koyduk. Son olarak bir şey eklemek ister misin?
Durumu tam olarak söylersek; oportünist. Yani cumhuriyet kavramı, kendisine sosyalistim diyenlerle, kendisine burjuvazinin şu ya da bu kesimini temsil eden partileri aynı söylemde bir araya getiriyor. Bu çok önemli bir sorun. İşçiler emekçiler bunu nasıl ayıracak? Yoksullar bunu nasıl ayıracak? Halklarımız bunu nasıl ayıracak? AKP, MHP, CHP, EMEP, Sol Parti, TKP, EHP bunları nasıl ayıracaklar yani.

Cumhuriyet kavramı soyut bir şekilde ortaya konduğu zaman işçiler için devrimci bir perspektif çıkmış. Bugün devrimci bir perspektif Türk burjuvazisiyle savaşmak, mücadele etmek üzerine kurulmak zorunda. Türk burjuvazisiyle mücadele edeceksiniz ama aynı cumhuriyet üzerinde hem fikir olacaksınız. Böyle bir şey olmaz. Bu politika objektif olarak Türk burjuvazisiyle emekçi solun bir kesimini cumhuriyet kavramı altında bir araya getiriyor, uzlaştırıyor, sınıf işbirliğini örgütlüyor. Bu nedenle oportünist. Muhtemel bir parlamenter rejim içerisinde bizim emekçi sol da bu parlamenter rejimin sol kanadı olabilir. Dolayısıyla "burjuvaziyle barış içerisinde" yavaş yavaş ilerleyebilirler. Ama devrim fikrini de geminin bordasından dışarı atmaları lazım. Gerçek durum da bu.

Ya bu cumhuriyetle mücadele edeceksiniz, işçilerin, emekçilerin, halklarımızın birleşik cumhuriyetini kuracaksınız. Ya da bu cumhuriyete saygı göstereceksiniz, onunla barış, uzlaşma arayacaksınız. Ama bugünkü koşullarda cumhuriyet ayakta durabiliyor mu, takatı var mı, cumhuriyetin gerçekliği ne buna bakmak lazım.

KÜRT HALKI İNKAR VARLIĞI, HAKLARI İNKAR EDİLDİ

TKP bu sene "yeniden cumhuriyet" kavramı kullanmaya başladı. Cumhuriyet krizi vurgusu da yapılıyor, gerçekten cumhuriyet krizi mi var. Cumhuriyet yenilenmeli mi, yıkılmalı mı?
1920'ye 1923'e dönmek, yeniden cumhuriyet yapmaya çalışmak akıl karı değil. Buna siyasi tanım da yapmak zor. Ama bir yön kaybı olduğu, bir akıl tutulması yaşandığı, oportünizm olduğu çok belli.

Cumhuriyet başarılı oldu mu? Türk burjuvazisini geliştirdi, büyüttü onu bir güç haline getirdi mi? Evet getirdi. Türk uluslaşmasında başarılı oldu. Ama başarısız olduğu bir nokta var. Kürt halkının haklarını, varlığını inkar etti, hatta savaşın başında Mustafa Kemal gitti onlarla bir anlaşma yaptı, 1923-24'de Lozan ile birlikte bu anlaşmayı yırttı çöpe attı.

KÜRT ULUSUNUN MÜCADELESİ CUMHURİYETİN VİDASINI SÖKTÜ
Fakat 1980'den başlayarak Kürt ulusunun ulusal kurtuluş mücadelesi 1923'de kurulan cumhuriyetin bütün vidalarını söktü, onu bütün eklemlerinden çözdü. Çünkü tekçi bir cumhuriyetti. Tek ulus, tek dil diyordu. Ama ortaya çıktı ki 80 milyonluk Türkiye içerisinde 25 milyonluk bir Kürt halkı, Kürt ulusu var. Ve bu Kürt ulusunu inkarcılıkla bastırmak, sindirmek, boyun eğdirmek mümkün değil artık.

YENİDEN CUMHURİYET KÜRTLERİ TEKRAR EZMEK, İNKAR ETMEK DEMEK
O zaman cumhuriyet projesi Kürt ulusunun asimile edilmesi üzerine kurulu olduğu için burasından çöktü. Yama, dikiş tutması mümkün olmayan bir noktaya geldi. Yeniden cumhuriyet Kürtleri tekrardan ezmek, sindirmek, inkar etmek demek. Yürüttükleri bütün mücadeleleri yok etmek demek.

İŞÇİ EMEKÇİ SOVYET CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ
Bugünkü cumhuriyet ayakta duramaz. Bu yapısal bir krizdir. Cumhuriyetin krizidir. Bu kriz ancak Kürt halkının ulusal varlığının, kolektif haklarının kabul edilmesi temelinde halklarımızın eşit, özgür birliği temelinde çözülebilir. Ki bu, halklarımızın cumhuriyetine, işçi emekçi Sovyet cumhuriyetleri birliğine giden bir yoldur. Çünkü Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etmesi, istiyorsa devlet kurması, istemiyorsa federal birlik şeklinde olması ve sosyalizme açılan bir kapı olarak görülmesi gerekir.

Yani şöyle düşüneceğiz. Faşist rejim yenilgiye uğratılacak, politik özgürlük kazanılacak, kazanılmış politik özgürlük temelinde halklarımız kendi kaderini kendi ellerine alacak. Halklarımız karar verecek hangi yola doğru gideceklerine. Eşit, özgür bir halkların cumhuriyetler birliğini, işçi emekçi Sovyet cumhuriyetleri birliğini kuracaklar. Bugünkü durumdan tek devrimci çıkış budur. Bunun dışındaki bütün seçenekler Türkiye'yi sürekli bir kriz içerisinde tutmaya mahkumdur.

YÖN KAYBI BURJUVA İDEOLOJİSİNİ GÜÇLENDİRİR
Bu tartışma üzerine benim çağrım şu olabilir: Durum gösteriyor ki önümüzdeki süreçte bu cumhuriyet zemini üzerine çok büyük bir ideolojik mücadele yürütülecektir. Emekçi sol bu kafa karışıklığı, yön kaybı içerisinde burjuvazinin iktidarını ve egemenliğini, burjuva ideolojisini güçlendirmekten başka bir şey yapamaz. Benim onlara çağrım bir durmaları ve düşünmeleri.

BURJUVAZİYLE YOLLARINIZI AYIRIN
Burjuvaziyle yollarını ayırsınlar. Dillerini değiştirsinler, işçi emekçi cumhuriyeti desinler. Temel sorun hilafet, sultanlık mı, cumhuriyet mi değildir. Bugün faşist cumhuriyet var Türkiye'de. Beğenin beğenmeyin cumhuriyetin niteliği bu. Öyle değil böyleydi, 1920'de şöyleydi diyerek bunu değiştiremezsiniz.

Burjuva cumhuriyet var, o zaman bu cumhuriyetin sınıf niteliğini değiştirmek gerekiyor. Bu da ancak faşizmi yenilgiye uğratarak, faşist şeflik rejimini yıkarak, işçilerin, emekçilerin, halklarımızın özgürlüğünü elde edileceği işçi emekçi Sovyet cumhuriyetleri birliğinin kurulmasıyla sağlanır.